Biomimicry

BİYOMİMİKRİ ÖRNEKLERİ

Doğadaki bazı varlıklarla günümüzdeki bazı teknolojiler ve tasarımlar arasındaki benzerlik hiç dikkatinizi çekti mi? Mesela uçan bir yusufçuk gördüğünüzde “bir helikopter gördüm sanki” dediğiniz oldu mu hiç? Biyomimikri tam bu işte. Doğa taklidi tasarım!

 

İnsanoğlunun tarihi biraz da doğadaki diğer canlılara imrenmenin tarihidir. Mesela bir kuş gibi uçabilmeyi, balık gibi yüzebilmeyi hayal etmek bugünün işi değil. İnsanlığı yeni bir evreye taşıyan teknoloji, bu hayalleri gerçekleştirerek oluştu. Doğayı taklit ederek yapılan tasarımlar ve geliştirilen teknolojilerle vardık bugüne.

Mesela, ilk uçak tasarlanırken Leonardo da Vinci de, Wright Kardeşler de kuşların nasıl uçtuklarını incelediler. Bugün kullandığımız uçaklar, uçan kuşlar tarafından sergilenen karmaşık kontrolle kıyaslandığında sadece basit birer taklit olarak kalıyor. Bilim adamları artık son tasarım trendi ile ilgili ilham bulmak için çizim tahtalarıyla ormanlık alanlara ve tarlalara geri dönüyor. Florida Bilim Araştırma Üniversitesi’nin açıkladığı gibi özellikle askeri alanlarda son zamanlarda hayli tutulan mikrohava araçları MAVs’lar tasarlanırken de tıpkı Leonardo da Vinci gibi kuşlar incelendi. Kanat genişlikleri 6 inçten küçük olan bu minyatür uçaklar kuşlardan esinlenilerek tasarlandı.

Yarasadan görme engelli bastonuna

Ultracane, Leeds Üniversitesinden bir grup araştırmacı tarafından 1998 yılında kurulan bir şirketin tarafından üretilen bir ürün. Bu ürün görme engellilerin kendi yollarını bulabilmelerine yardımcı olmak için geliştirildi. Kullanıcıların önlerindeki engelleri bulabilmeleri için ses dalgaları üretiyor. Bu cihaz yarasaların tamamen karanlık bir ortamda bile en küçük nesnelerden kaçmak ve kendi yollarını bulabilmek için kullandıkları sesin yankılanma özelliğinden ilham alınarak yapıldı. Bu küçük elektronik cihaz beyaz bir bastona bağlı ve bastonun koluna geri bildirim sağlıyor.

 
Kelebekten fiber malzemeye

Morphotex ise bir kelebeğin kanat rengini değiştirme özelliğini taklit eden bir fiber malzeme. Bu adı morpho kelebeğinden alıyor. Bir Japon şirketi tarafından üretiliyor. Değişik kırılma indeksleri oluşturmak için iki ayrı polimerden oluşan 61 katmanlı nanoteknoloji kullanılarak üretilen ürün, renk oluşturmak için boyalar ve pigmentler yerine değişik kırılma indeksleri oluşturduğundan daha az enerji harcıyor ve doğaya zarar vermiyor. Bu ilerde tekstil ve yapı malzemelerinde kullanılabilir.

Biyomimikriye diğer bir örnek olarak kablo bağlayıcılarını verebiliriz. Dulavrad otlarının ve köpeğinin tüylerinin elbiselerine yapıştığını fark eden İsviçreli mühendis George de Mestral, bundan esinlenerek kablo bağlantılarını icat etti ve patentini 1951’’de aldı. 1952 yılında ise bir şirket kurarak el yapımı kablo bağlayıcılarını üretmeye başladı.

Doğanın bereketi bitmiyor

Cırt cırt diye tabir ettiğimiz velcro yapışkanlar bir pıtrak türünden, plazaların havalandırma sistemleri bir karınca yuvası yapısından esinlenilerek üretildi. Dünyanın en hızlı treninin burun kısmı bir ağaçkakan türünden çalındı! Daha pek çok alanda biyomimikrinin nasıl kullanılabileceği tartışılıyor. Kontrplak ve sunta gibi yapı malzemelerini üretmek için midyelerden esinlenilerek yapılan bir yapıştırıcı kullanılıyor.

 MIT araştırmacıları bir çöl böceği tarafından kullanılan su toplama sistemini kopyalamaya çalışıyor. Carnegie Mellon Üniversitesi’nden araştırmacılar su böceklerinin su yüzeyinde yürüyüşlerini kopyalayan robotlar tasarlarken diğer bilim adamları cam sünger olarak bilinen bir derin su yaratığını inceleyerek kırılgan bir maddeye nasıl güç verebileceklerini anlamaya çalışıyor. Deniz mühendisleri teknelerin suda nasıl daha etkili kayabileceklerini anlayabilmek için köpek balıklarının derilerini inceliyor. 

Zambaktan su toplayan saksı

En saygın bilim dergilerinden biri olan Popular Science, 2010 yılına damgasını vuran önemli icatları seçti. Bunlardan biri olan Groasis Waterboxx  ürününü geliştiren Hollandalı bilim adamı Pieter Hoff, zambakların sabaha karşı havada oluşan nemi yapraklarında çiğ olarak toplandığını keşfetti. Aynı mantıkla çalışan bir saksı olan Groasis Waterboxx, zambaklar gibi suyu yoğunlaştırarak topluyor. Böylece içinde bulunanan bitkilerde sulama gerektirmeden hayatta kalabiliyorlar. Bu buluş ile çorak bir arazi veya çöl, üzerinde tarım yapılabilen bir alana dönüşebiliyor. Havayı yoğunlaştıran özelliği sayesinde her gün 3 yemek kaşığı su üretebiliyor. Bu ürettiği suyu etrafını sardığı bitkinin köklerine salarak köklerin daha da derinlere gitmesine olanak sağlıyor. Sahara çölünde yapılan deneylerde Groasis Waterboxx ürünü ile yetiştirilen fidanların %80’inin hayatta kaldığı biliniyor.



 Termik karıncalardan doğal soğutmalı binaya

 Yine doğa incelenerek taklit edilen doğal klima nasıl yapılmış buna bakalım.

Termitler, beyaz karınca olarak ün salmıştır. Karıncalara dış görünüş olarak benzerlik gösterseler de, aslında karıncalardan çok hamam böcekleriyle daha yakın akrabadırlar. Termit topluluğu; kraliçe, kral, kraliçe ve kral adayları, işçiler ve asker termitlerden oluşmaktadır. Toprak altında değil üstünde devasa yuvalar kurarlar. Termit kulelerinde bulunan iklimlendirme ve havalandırma sistemlerinin, insanların yaptığı sistemlerden çok daha ileri bir konumdadır. Hava akımına aşırı duyarlı oldukları için kusursuz bir havalandırma sistemi yaparlar. İşte doğanın taklit edilerek uyarlanması burada başlıyor. Zimbabwe’ de 1996 yılında tamamlanan Eastgate binası. Mimarisi Mick Pearce, mühendisliği Arup tarafından gerçekleştirilen ofis ve konut binasında, termit kuleleri taklit edilerek yapılan doğal havalandırma sistemi kullanılıyor. Bu bina termitlerin oluşturduğu tümseklerin model alınmasıyla tasarlanan dünyanın ilk doğal soğutmalı binası. Termit tümsekleri, yanlarında alçak hava basıncı barındıran bacalara sahip ve bunlar sayesinde hafif rüzgarları rahatlıkla içlerine alabiliyorlar. Termitlerin açtığı tünel yardımıyla sıcak hava yapıdan dışarı çıkıyor ve bu yolla yuvanın soğuması sağlanmış oluyor. Bu sistem ilk beş yılında sakinlerine $3.5 milyon dolarlık enerji tasarrufu sağlamış.

 

Author


Avatar